17 Şubat 2006 Cuma

Güçsüz sevmek

İnsanı insan olarak, dünyayla ilişkilerini de insani ilişkiler olarak kabul edersiniz, sevgiyi yalnız sevgiyle, güveni yalnız güvenle vb, değiş tokuş edebilirsiniz. Sanatın tadına varmak istiyorsanız, sanat kültürü almış biri olmalısınız; başkalarını etkilemek istiyorsanız, gerçekten başkalarını canlandıran ve yüreklendiren biri olmalısınız. İnsanla -ve doğayla- ilişkilerinizin herbiri gerçek bireysel hayatınızın belirli bir şekilde dışavurumu olmalı, iradenizin nesnesine uymalıdır. Karşılığında sevgi uyandırmadan seviyorsanız, yani sevgi olarak sevginiz karşılıklı sevgi yaratmıyorsa, seven bir kişi olarak dışavurumunuzla kendinizi sevilen bir kişi yapamıyorsanız, sevginiz güçsüzdür, bir talihsizliktir.

Karl Marx, 1844 İktisadi-Felsefi Elyazmaları, Kısım 1, Cilt 3, s.145-49.

12 Ocak 2006 Perşembe

Neyin Bayramı?

Bazen bir kaç insan çıkıyor, benim kelimelere dökemediklerimi düzgünce yazıyor:

Ece Temelkuran - KIYIDAN, Milliyet 11.01.2006

Kurban, grip ve diğer çocuklar

Tanrılar, çocuk tohumlarını gökyüzünden yeryüzü topraklarına serperken Anadolu’ya doğru savrulan çocuk tohumları daha baştan kederleniyorlardır muhakkak. Daha doğmadan küsüyor mudur canlarının çekirdeği? Tam doğarken, o büyük telaşta burada doğacaklarını unutuyor olmalı çocuklar. Çünkü unutmasalar, belki de hiç doğamazlar…

İlk bayram, ilk kurban

Kurbanlık koyunların yanlarında poz vermiş oğlan çocuğu fotoğrafları var gazetelerde. Gülümsediklerine bakılırsa henüz bu o çocukların ilk bayramı. Öyle gülümsediklerine bakılırsa bu yıl ilk kurbanlarını verecekler. Bayramın böyle bir şey demek olduğunu, bu ölümden sonra eğlenmeleri ve hiç bitmeyecek bir açlıkla yemeleri gerektiğini öğrenecekler.
Evlerinin önüne bağladıkları, sevdikleri, boynundaki ipi tutarak gezdirdikleri, hatta bazen isim verdikleri koyunlar kesilirken orada olacaklar. Okşadıkları tüylü deri alelacele etten sıyrılıp pusuda bekleyen tarikat arabalarına yığılırken bakakalacaklar.
Daha araba yolda henüz kaybolmuşken kesilen hayvanın eti kavrulmuş olacak ocakta, ekmeğin içine dürtülmüş lokma tıkıştırılacak çocuğun ağzına. Bu sırada acaba kurumuş mudur çocuğun alnındaki kan? Niye çocuklarını tüketiyor bu ülke durmadan? Ölüm bilgisini en erken öğrenen çocukların toprağı Ortadoğu. O yüzden bu topraklarda hiç bitmeyecek insanlığın savaşı…

Ölmeyen İsmail

İbrahim, inancının ispatı olarak neden oğlu İsmail’i yatırıp kesmeye kalktı? Öldürüp kendini, katil olmaktansa cehenneme gitmeyi niye göze alamadı? Ve bu hikâyeyi dinleye dinleye büyüyen oğlan çocukları kendilerinin esas kurbanlık olduğunu, öyle ya da böyle, bilmezler mi kalplerinin bir yerinde?

Omurgaya işlenir bizden önceki hikâyeler, inanmasanız, bilmeseniz bile içinizdedir siz doğarken sizden önce bilinenler. Neden Cebrail’e, onun elinde bir koçla göklerden inmesine havale edilmiştir bu karanlık bilmece? İsmail sonra hiç babasını sevmiş midir acaba? Feda edilen bir can bir daha barışır mı kendi çekirdeğiyle?

Gelmeyen Cebrail

Kuş gribinden ölen çocukların babası hastane kapısında konuşuyor gazetecilerle. Acılıdır muhakkak. Ve fakat, yüzünde tuhaf bir ifade. Sanki gelmeyen Cebrail’in cürmü bu.
Hasta hayvanları ölmeden hemen evvel kesip yemek bir gelenektir burada. Batı’dan gelen “hijyen” bilgisi üst sınıflara aittir. Bu ülke, doymakla bitmeyen, hiç bitmeyen bir açlığın ülkesidir. Ne kadar çok kadınla sevişse de adamlar, kadınlara yine aynı açlıkla bakarlar. Ne kadar çok kurban eti yese de çocuklar yine de aç büyüyüp hasta hayvanları “boşa gitmesin” diye kesip yiyen adamlar olurlar.

Sonra hastane kapılarında gelmemiş bir Cebrail’den şikâyet eder gibi, doktorlardan şikâyet ederler çocuklarının küçük tabutları önünde büyümüş oğlanlar. Yatılı okullar çöktüğünde altında kalan çocuklar için bu yüzden isyanlar çıkmaz bu toprakta. Savaşlarda ölen çocukların annelerine karşı, “Analar Sikorsky doğurmuyor” diyebilir komutanlar. Ölü çocuklardan bir harçla yükselebilir bu ülkede iktidar koltukları birbirine karşı. Kuş gribinden ölen çocukların haberlerini dinlerken bir yandan, bir yandan da yeni hasta tavukları sofralara getirebilir adamlar. Cahillik denip geçilirken arada karanlık bir bilmece atlanır. İbrahim, neden kendini değil de oğlu İsmail’i kurban etmiştir?

Ve Tanrı… Belki de O, İbrahim inanç sınavını geçtiği için değil, kendi yarattığı insanın vahşetini izlemeye daha fazla dayanamayacağı için Cebrail’le bir koç göndermiştir. Bu ülke, feda edilip de ölmeyen çocuklarının gözlerine bakabilir. Bu ülke, iktidar gömleğini her değiştirdiğinde İsmail’lerin boynu İbrahim bilgisiyle incelir…

3 Ocak 2006 Salı

Denizaltı Filmleri

Denizaltı filmleri, konusu itibariyle mekan darlığı yüzünden çoğu insana yavan gelebilir. Ancak, bu filmlerin baştan sonuna kadar izlenebilmesi için değişmez bir şart vardır: Oyunculuk. Denizaltı filmlerinde yer alan aktörlerin sıradan aktörler olmadığını söyleyebiliriz. Bu filmlerde bu aktörler kendi performanslarının en üst düzeylerinde oyunculuk yaparlar. Bu filmlerde öne çıkan duygular vatanseverlikten daha çok dürüstlük, adalet ve dayanıklılık gibi kavramlardır.

Bendeniz de denizaltı filmlerinin ayrı bir takipçisi olarak, size bugüne dek izlediğim denizaltı filmlerinin bir listesini vermek istiyorum:

- Das Boot
- K19: The Widowmaker
- Below
- In Enemy Hands
- Crimson Tide

bir de çok eski

- The Enemy Below

2000'li Yılları Algılamak

2000′li Yılları Algılamak
Yazar: Prof. Dr. Özcan Köknel
Altın Kitaplar, 1. Basım, Mayıs 2005

İki binli yıllar, doğal ve toplumsal ortamdan kaynaklanan uyarıları, bunların taşıdığı iletileri değiştirdi. Bu değişiklik, duyuları algıya dönüştüren anı izlerini, bilgi birikimini, davranış kalıplarını etkiledi. Gerçek yaşamla, algılanan gerçek arasında, öznel, sanal, yapay bir dünya yarattı. Bu dünyada insanların ne denli mutlu olduğunu saptamak çok zor. Hatta olanaksız.

2 Ocak 2006 Pazartesi

Kötü filmler

Herkes gibi arada ben de kötü filmlere maruz kalıyorum. Burada şunu belirtmeden geçemeyeceğim: Kötü filmden kastım, televizyonu her açışınızda rastlayabileceğiniz, kanallarda Prime Time başlayana kadar bizi oyalamakla yükümlü eti budu belli sıradan filmler değil. Kötü filmler, afişiyle, prodüksiyonuyla, belki oyuncu kadrosuyla bir yere kadar iddialı, üstelik afişini amerikan basın dünyasının geçimini sinema filmleri hakkında yaptığı tek cümlelik, bazen tek kelimelik “Astonishing!”, “Two thumbs up!”, “Best movie of the year!” gibi yorumlardan kazanan en az bir yazar ve yorumu ile takviye edebilecek kadar şanslı filmlerin arasından çıkan kötü filmler.

Şimdi bu filmlerin listesini oluşturmaya başlayalım ve zaman içerisinde bu listeyi güncelleyelim :)

  • Crusader (Haber Avı)
  • Dead Birds (Vahşet Evi)
  • I’ll Sleep When I’m Dead (Öldüğümde Uyuyacağım)
  • 7 Seconds (7 Saniye, Wesley Snipes)
  • The Marksman (Keskin Nişancı, Türkçe çevirisi saçma olmuş! İşaretleyici olmalıydı, gene Wesley Snipes, bu adamın bir filmi daha kötü çıkarsa, Blade’den başka adam gibi filmi olmadığına kanaat getireceğim)

27 Aralık 2005 Salı

75 Hiroşima

Rusya, ABD’nin güvenlik sistemini delip geçecek, nükleer başlık takılabilen bir füze sistemi geliştirmiş. Bu sistem o kadar maharetliymiş ki, Amerika’nın Hiroşima’ya attığı atom bombasının 75 (yazıyla yetmiş beş) katı hasar veriyormuş. Ne oluyoruz ya?

26 Aralık 2005 Pazartesi

Evolution 5

Web üzerinden oynanan oyunlardan hiç haz etmezdim. Ta ki nasıl olduğunu hatırlamıyorum, Evolution karşıma çıkana kadar. Günde sadece 5-10 dakikanızı ayırarak -toplu halde savaşa gitmiyorsanız- oynayabileceğiniz bu oyun esasında son derece basit, kaynakların verimli kullanımı üzerine. Gezegeninizde Metal, Mineral ve Gıda işleyebileceğiniz topraklar bulup, her “tick” başına artan kaynaklarınızı, savunma, saldırı, R&D üzerine dağıtıyorsunuz. İlk başta kendimi yalnız hissederken, kendimi bir Alliance’a katılmış buldum (Venom) ve ekip arkadaşlarımı tanıdıkça oyun daha zevkli bir hale gelmeye başladı. Toplu halde birbirinin arkasını kollamak, baskına gitmek vs. çok zevkli. Bir yandan oyunun hala geliştirilmesi çok daha zevkli. Oyunda her round yeni özellikler çıkıyor ve hatalar gideriliyor. Ha bir de, gönüllerin Internet tarayıcısı Firefox için bir Toolbar (araç çubuğu) olması da cabası. Oyunda Türkçe desteği yok, sadece İngilizce. Evolution Web Sitesi

25 Aralık 2005 Pazar

Holocaust

Önce sosyalistleri topladılar
Sesimi çıkarmadım,
Çünkü sosyalist değildim

Sonra sendikacıları topladılar
Sesimi çıkarmadım,
Çünkü sendikacı değildim

Sonra Yahudileri topladılar
Sesimi çıkarmadım,
Çünkü Yahudi değildim

Sonra beni almaya geldiler
Benim için,
Sesini çıkaracak kalmamıştı…

Martin Niemöller

First they came for the socialists, and I did not speak out—
because I was not a socialist;
Then they came for the trade unionists, and I did not speak out—
because I was not a trade unionist;
Then they came for the Jews, and I did not speak out—
because I was not a Jew;
Then they came for me—
and there was no one left to speak out.

24 Aralık 2005 Cumartesi